Sağlık sektöründe yaklaşık 25 yıldır hem klinik alanda hem de akademisyen olarak çalışan bir hekimim. Son 10 yıldır ise ilgilendiğim alanla ilgili Johnson and Johnson (Ethicon), Baxter, Eczacıbaşı, Novo Nordisk gibi hem uluslararası hem de ulusal Sağlık Şirketleri ile de yakın işbirliği içinde çalışmalarda bulunuyorum. 2020 yılı içerisinde başladığım BAU Executive MBA eğitimi vesilesiyle akademisyenliğin de biraz dışına çıkarak Türkiye’de Sağlık Sektörünün Geleceği ile ilgili gözlemlerimi ve kişisel düşüncelerimi paylaşarak sektöre dair farklı bir bakış açısı sunmak isterim.
Türkiye’de sağlık sektörü dediğimizde Kamu, Üniversite ve Özel olmak üzere 3 gruba ayırmak mümkün. Bu sektörün temelinde iş gücünü yaratan grubu ise sağlık personeli (hekim, hemşire, sağlık teknisyeni vd) oluşturmaktadır. Sağlık Bakanlığının 2017 yılında yayımlamış olduğu bir çalışmaya göre; Türkiye’de Kamu Hastanelerinin oranı %58, Özel Hastanelerin %37 ve Üniversite Hastanelerinin %5 olarak belirtilmiştir. Özel hastane sayılarının yıllara göre değişimine bakıldığında; 2002’de 271, 2012’de 541, 2014’de 556, 2018 de 876 olarak tespit edildi. Bölgelere göre bakıldığında ise Marmara Bölgesinde özellikle İstanbul’da bir yığılma olduğu gözlemlenmektedir. Bireylerin özel hastanelere olan taleplerinin yıllar içerisinde artması bu sektöre yeni yatırımların yapılması için de potansiyel yaratmaktadır. Bu kapsamda İstanbul en fazla yatırım alan il olarak ön plana çıkmaktadır. Daha fazla nüfus ve gelirin olması açısından büyük şehirleri öncelikli olarak tercih etmektedir.
OHSAD’ın verilerine göre en yüksek memnuniyet oranı %78 ile özel hastanelerde iken bunu, %62’lik memnuniyet oranıyla üniversite ve %54 ile devlet hastaneleri izlemektedir. Diğer taraftan dünyadaki eğilim uluslararası hastaların ağırlıklı olarak özel sağlık kurumlarını tercih ettikleri yönündedir. Bu eğilim Türkiye içinde geçerlidir ve yıllara göre bakıldığında uluslararası hasta sayısı, 2014 yılına kadar sürekli olarak artış göstermiştir. Bu durum Türkiye’nin Sağlık Turizmi potansiyelini de ortaya koymaktadır. Buna karşılık 2015-2016 yılları içerisinde terör olaylarındaki artışın etkisiyle bu oranda azalma görülmüştür.
Diğer taraftan, Türkiye’de Kamu-Özel Ortaklığı (KÖO/PPP) modeli ile yüksek yatak kapasiteli Şehir Hastaneleri inşa edilmektedir. KÖO kapsamında Şubat 2018 itibariyle 20 hastanenin inşaatları devam etmektedir. Bu hastanelerin toplam yatak kapasitesi yaklaşık olarak 31.000’dir. Türkiye sağlık ortamı açısından yakın bir gelecekte ön plana çıkacak ve özel hastaneler açısından zorluk teşkil edebilecek konulardan bir tanesi olduğu düşünülmektedir.
BU GÜNÜN ANALİZİ
Yukarıda yapmış olduğum kısa durum tespitinden sonra kişisel saha gözlemlerimle birlikte aşağıdaki çıkarımların yapabileceğini düşünmekteyim;
1. Özel hastane sayılarındaki hızlı artış sağlığı her geçen gün özelleştirmenin kucağına doğru itmektedir. Diğer taraftan özel hastanelerin bir çoğu zincir hastane olma stratejisi ile hareket etmektedir. Bu durum bir noktadan sonra sağlık kurumlarının değer üretme yerine maliyet odaklı hizmet verme eğilimine evrilmesine neden olacaktır.
2. Özel hastanelerde çalışan bir çok hekim, daha çok hasta bakarak gelir elde etme yönteminden sıkıntı duymakta ve bu yüzden bir çoğu muayenehane açmaya yönelmektedir.
3. Özel hastane sağlık kurumları yeni hastalar bulmak ve gelirlerini artırmak için yurt dışı pazarlar ile yakın irtibat kurmaktadırlar. Neredeyse tamamının hasta potansiyellerinin %30-50’sini, hatta bazı kurumlarda neredeyse %70’ini yabancı hastalar oluşturmaktadır.
4. Sağlıkta kullanılan bir çok ürünün ithal olması, maliyet girdisini artırmakta ve bu durum pek çok kurumu maliyeti düşürmek için ikame ürün (Çin vd) kullanmaya teşvik etmektedir.
GELECEĞİN ANALİZİ
1- Zincir hastaneler artık kendi grup hastaneleri arasında rekabet eder noktaya gelmiştir ve bu durum fiyatlarda düşüşe neden olmaktadır. Yeterli ciro ve hasta sayısına ulaşabilmek için fiyat indirimleri ile bu açık kapatılmaya çalışılırken, sağlık hizmetlerinde karlılık oranı düşmektedir. Oysa sağlık alanında kaliteli hizmet verebilmek için fiyatlarda alt limit devlet regülasyonu ile belirlenmeli ve takibi yapılmalıdır.
2- İkame ürün kullanımı kontrolsüz bir şekilde yapıldığı taktirde olası komplikasyonlarda artış kaçınılmaz olacaktır. Özellikle sağlık turizmi alanında yapılan ameliyatlarda bu tür problemler orta ve uzun vadede güven eksikliğinin oluşmasına ve ülke tercihinde negatif ayrışmaya neden olabilir.
3- Sağlık Turizminde hastane ve hekim kalitesinin önemi kadar, ülkede sağlık regülasyonunun uygulanışı ve şeffaflığı da önemlidir. Özellikle Covid-19 Pandemi döneminde bu konuda oluşan güven eksikliği finansal gücü yüksek ülkelerden gelen hasta sayılarının azalmasına ve bu hastaların sağlık hizmetlerini almak için farklı ülkeleri tercih etmelerine neden olabilir. Bu durumda zincir hastaneler yeni dış kaynak arayışına girerek düşük fiyat politikası güden ülkelere yönelme eğilimi gösterecektir. Daha düşük kar ile daha çok hasta tedavisine dayalı sistem ise bir noktadan sonra sürdürülemez bir iş modeli haline gelecektir.
4- Şehir hastaneleri projeleri ile artan yatak kapasitesi, bu kurumlarda daha fazla hekim ihtiyacı doğurmaktadır. Ayrıca bu sistemin kurgusu gereği (kamu-özel işbirliği) finansman ihtiyacının bulunması, şu an için daha çok özel hastaneler tarafından gelir kaynağı olarak kullanılan yurtdışı hastalarının, devlet tarafından olası regülasyonlarına neden olabilir. Önemli bir diğer nokta ise özel hastanelerde çalışan birçok hekimin muayenehane açma isteğinin son zamanlarda artış göstermesidir. Benzer sebepler nedeniyle ileride bu alanda da yeni devlet regülasyonları ile karşı karşıya kalınabilir.
Ülkemizde halen modern hastanelerin ve tecrübeli hekimlerin bulunmasına rağmen, sağlık sektöründeki kontrolsüz genişlemenin (devlet-özel) ileride ciddi sorunlara neden olabileceğini düşünmek fazla negatif bir yaklaşım olmayacaktır. Diğer taraftan son yıllarda artan Tıp Fakültesi sayılarına rağmen yeterli akademisyenin bulunmayışının yetiştirilen hekim kalitesinde bir düşüşe neden olduğu hepimiz tarafından görülmektedir. Maalesef hastane açma hızı ile hekim yetiştirme hızı aynı olamamaktadır. Bu durum ileride ithal hekim transferini de gündeme getirebilir.
Son olarak ünlü bir markanın mottosu ile yazımı sonlandıracağım; “Kontrolsüz Güç, Güç Değildir”.
Prof. Dr. Halil Coşkun
KAYNAKLAR
1. Sağlık Bakanlığı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğü. 2017. Sağlık İstatistikleri Yıllığı. Sağlık Bakanlığı, Ankara.
2. Yıldırım, H.H., Konca, M., 2018 Türkiye’de özel sağlık kurumları sektörü: Mevcut durum, sorunlar ve çözüm önerileri. Türkiye Sağlık Politikaları Enstitüsü (TÜSPE)


