Büyük Veri (Big Data) ve Yapay Zekâ (Artificial Intelligence) teknolojiye ilgi duyalım ya da duymayalım hepimizin hayatını şekillendirmeye, geliştirmeye devam ediyor.
Konuya yabancı olan ya da bu kavramları kafasında canlandırmakta zorluk çeken kişilere, Büyük Veriyi içinde he türlü bilginin yer aldığı çok büyük bir havuz gibi düşünmelerini söylemek isterim. Bu bilgiler, eğer kendilerine hiç dokunulmaz ve o havuzun içinde öylece hareketsiz bir şekilde dururlarsa kime ne fayda sağlayabilirler. Dolayısıyla bu bilgilerin insana, doğaya kısacası tüm evrene yararlı hale getirilebilmeleri için üzerlerinde çalışılarak her birine bir anlam verilmesi, hangi noktada ne gibi bir fayda sağlayabileceklerinin belirlenmesi gerekir.
İçi bilgi dolu bir havuz metaforuyla açıklamaya çalıştığım Büyük Veri, farklı kaynaklardan elde edilen aklınıza gelebilecek her türlü veriyi anlamlı hale getirirken, Yapay Zekâ da Büyük Veriden aldığı, artık kıymetli hale getirilmiş bilgileri, kendisine ne yapması gerektiği öğretilmiş teknolojik cihazlarla fayda sağlayabilir hale getiriyor.
Bugün birbirlerinden ayrı düşünülemeyen bu iki kavramın topluma fayda sağlamak için kullanıldığı sektörlerin başında da kuşkusuz sağlık sektörü geliyor. Zira Büyük Veri ve Yapay Zekâ insana, yaşamının en önemli, en kıymetli unsuru olan sağlığını iyileştirmek, hastalıklarıyla ilgili bilgi vermek, yaşam süresini uzatmak, hatta olası sağlık risklerini tahmin edip söyleyerek, önlem almasını sağlamak gibi pek çok fayda sunuyor. Aynı zamanda sağlık çalışanlarının iş yükünü azaltıyor, tedavi maliyetlerini düşürüyor, hekimlerin hastalarına ayırdıkları süreyi artırıyor, teşhis ve tedavi kararlarına önemli ölçüde destek oluyor.
İlaç geliştirmeleri, görüntüleme yöntemlerindeki ilerleyiş, klinik çalışmaların artması gibi bilimsel gelişmeler ile son 100 yılda insan ömrünün giderek uzadığını görüyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu 2020 raporu da ülkemizdeki yaşlı nüfus oranının son beş yılda %22,5 oranında arttığını söylüyor.
İşte bu noktada, Büyük Veri ve Yapay Zekâ’daki ilerlemeyle ile elde edilecek:
- Kişiselleştirilmiş tedavi (Örneğin kanser hastalarının tıbbi geçmişleri ve verilerinin değerlendirilerek en etkili tedavinin belirlenmesi)
- Radyolojik görüntüleme yöntemlerinin en küçük bir görüntüyü bile fark edebilmesi,
- Dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun, her bireyin sağlık hizmetlerine erişim olanağı elde etmesi,
- Evde hasta bakımı,
- İlaç geliştirme süreçlerini hızlandırması,
- Bazı hastalıkların ve hatta salgın hastalıkların önceden tespit edilebilmesi gibi beklentiler, insana sevdikleriyle birlikte geçireceği, uzun, kalitesi yüksek bir hayat için umut veriyor.
Ancak tüm bu faydalarına ve verinin en fazla kaydedildiği alan olmasına rağmen, sağlık alanındaki Büyük Veri ve Yapay Zekâ kullanımı henüz istenilen düzeyde değil.
Bu durumun başlıca nedenlerine yönelik fikirlerimi şöyle sıralayabilirim;
- Sağlık çok hassas, etik bir konu. Bu noktada Yapay Zekâ da derin öğrenme dediğimiz yapının içinde, bazı programlar ve algoritma yöntemleriyle içine pek çok veri işlendikten sonra hızlıca bir karara varması beklenen bir sistem. Dolayısıyla, konu direkt insan sağlığı olunca, makinelerin hata yapmış olma riski göz önüne alınıyor, temkinli davranılıyor ve günlük pratiğe entegre edilmesi, diğer sektörlerdeki gibi hızlı olamıyor.
- Yine etik açıdan kişisel verilerin bu sistemin içinde rahatça kullanılmasının gerekliliği, çekincelere neden olarak sistemin işleyişini yavaşlatıyor.
- Bir başka örnek daha verecek olursam; uzun yıllar sürebilen klinik araştırmalar sonucunda elde edilebilen yeni bir ilaç, bir insanda kullanılmadan önce net sonuçlarının görülmesi, irdelemelerinin yapılması gerekiyor.
Böyle olunca, bu sistemi daha basit sağlık verilerimizi işleyerek kullanmak yolunu seçiyoruz. Örneğin; akıllı saatler ile adımlarımızı sayıyor, harcadığımız günlük kalori miktarını, kalp atım hızımızı takip edebiliyor, kişisel sağlık verilerimizi depoluyoruz.
Peki Büyük Veri ve Yapay Zekâ, sağlıkta hep daha yavaş mı ilerleyecek? Elbette hayır. Sağlık sektörüne hizmet ve yön veren şirketler, işlenerek kıymetli hale getirilmiş verileri inceleyerek, bunlar üzerinde çalışarak, gelişmeler yaratmaya, çözümler üretmeye çalışıyorlar. Bu şirketlerin Büyük Veri ve Yapay Zekâ’yı kendi organizasyonlarının içine entegre etmelerini sağlayacak yeni şirket alımları, bu yöndeki ilerleyişlerine katkı sağlayabilir. Yine endüstrinin bu anlamda geleceğe yönelik kendilerine mutlaka ivme kazandırmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu ivmelerin başında bana göre, alana ciddi yatırım yapmaları ve sağlık sektöründe deneyim sahibi profesyonellerden danışmanlık hizmetleri almaları kritik önem taşıyor.
Öte yandan Google, IBM Watson gibi dev şirketlerin Yapay Zekâ’nın hastalıkların erken teşhis edilmesi, kanser hastalarının yaşam kalitelerinin artırılması gibi pek çok konuda yaptıkları AR-GE çalışmalarını da heyecan verici buluyorum.
Büyük Veri ve Yapay Zekâ’nın insan sağlığına katmaya devam ettiklerinin yanında, küresel ekonomik kalkınmaya olan desteği de dikkat çekici. Danışmanlık şirketi Frost&Sullivan’s, 2021 yılında Yapay Zekâ ile küresel sağlık siteminde 6,7 milyar dolar gelir elde edileceğini söylüyor. Bir başka danışmanlık şirketi olan McKinsey de Büyük Veri ve makine öğreniminin sağlık ekonomisinde yıllık 100 milyar dolar kazanç potansiyeli olduğunu ifade ediyor. Konuya bu açıdan baktığımızda da sağlığı ileriye taşımak için birtakım çalışmalar yapan sağlık şirketlerinin ekonomiye kazandırdığı bu gelirler, Yapay Zekâ’yı daha da değerli hale getiriyor.
Bir hekim ve akademisyen olarak, önünde henüz gelişim alanları bulunmasına rağmen, sağlık alanındaki entegrasyonunun hızlanması ve bazı standartların belirlenmesiyle, Büyük Veri ve Yapay Zekâ’nın giderek hayatımızda daha fazla yer alacağına inanıyorum.
Prof. Dr. Halil Coşkun


