Türk Dil Kurumu, damgalamayı (Stigma) bir kimseye gerçeğe dayanmadan herhangi bir özellik veya nitelik yüklemek olarak tanımlıyor. Konuyu açıklamak anlamında doğru bir tanımlama ancak hayata yansıması keşke bu kadarla sınırlı kalsa…
Bugün, insan haklarıyla hiçbir şekilde bağdaşmayan, tarihten günümüze halen önemli sorunlardan biri olmaya devam eden damgalama, pek çok insanın kendisini yalnız, değersiz, tek başına hissetmesine yol açıyor.
Damgalanmadan en çok etkilenen kesimin başında ne yazık ki kronik hastalıklara sahip olan kişiler geliyor. Sırf hastalıklarının vücudunda ya da ruhunda meydana getirdiği dışarıdan görünen izler nedeniyle toplumun önemli bir kısmı tarafından sakıncalı, yaklaşılmaması gereken, zarar verebilecek ya da hiçbir fayda sağlayamayacak kişiler olarak görülen bu insanların iç dünyalarında yaşadıklarını hiç düşünüyor muyuz?
Bu satırları okuyan herkesi biraz empati kurmaya ve kronik hastalıklara sahip kişileri anlamaya çalışmaya davet ediyorum.
Örneğin sedef hastasısınız, vücudunuzun görünen yerleri sedef görünümünde pullarla kaplı. Bir restorana giriyorsunuz yemek yiyeceksiniz ya da plajda güneşlenmek istiyorsunuz ama pek çok meraklı ve önyargılı bakış üzerinize odaklanıyor. Bu durumda ne kadar rahat edebilirsiniz? Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını, uygun tedavi ile kontrol altına alınabildiğini herkese tek tek nasıl anlatabilirsiniz? Muhtemelen pek çok hastanın yaptığı gibi kendinizi eve kapatarak, toplumdan izole yaşamayı tercih edersiniz. https://www.psoriasisdernegi.org/DATA/Uploads/files/sedef-9.pdf
Kendi alanıma yönelik bir örnekle devam edeyim. Farz edin ki, obez bir insansınız. Bir iş başvurusunda bulunuyorsunuz, karşınızdaki işveren, yetkinliklerinizi, eğitiminizi, tembel, disiplinsiz, iradesiz, motivasyonsuz olduğunuz önyargılarıyla bir anda göz ardı ediyor ve size iş fırsatı vermiyor. Sonra, sokağa çıkıyorsunuz, arkanızdan fısır fısır “off nasıl da şişman” “obur” “disiplinsiz” vb. hoş olmayan ve gerçekle bağdaşmayan sözlerin sarf edildiğine şahit oluyorsunuz. Bir daha dışarıya özgürce çıkmak ister misiniz?
Yine şizofreni hastalarını düşünelim. Kronik bir beyin hastalığına sahip oldukları için karmaşık düşünceleri olan bu insanlar, zarar veren, saldırgan, suç işleme potansiyeli yüksek insanlar olarak görülmeye devam ediyor. Oysa Türk Psikiyatri Derneği, yapılan çalışmalara dayanarak şizofreni hastalarının suç işleme oranlarının sağlıklı bireylerden daha az olduğunu söylüyor.
https://psikiyatri.org.tr/1079/sizofreni-hastalarina-potansiyel-suclu-muamelesi-yapilamaz
Acımasız damgalama örneklerini sayfalarca anlatabiliriz çünkü sorun sanıldığının ötesinde zorluklar içeriyor. Üstelik bu zorluklardan sadece hastalar değil, aileleri, sevdikleri de etkileniyor.
Şimdi de damgalanmaya maruz kalan insanlar için kimler neler yapıyor/ yapabilir biraz da bunlara değinelim:
- İlaç firmalarının hazırladıkları kısa filmleri değerli buluyor, ilgiyle takip ediyorum. Bu kısa filmler, firmaların web sayfalarında, Linkedin hesaplarında yer almanın ötesine geçmeli ve daha fazla kişinin paylaşmasına yönelik iletişim planı yapılmalı.
- Meslektaşlarımızın damgalama karşıtı basın açıklamaları önemli bir etkiye sahip. Endüstri-hekim çalışmaları artırılmalı, medyada konuşma yapacak hekimlere medya eğitimleri verilmeli.
- Damgalanma karşıtı sosyal sorumluluk projeleri ne yazık ki yeterli düzeyde değil. Bunca kronik hastalığa tedavi çözümleri getiren ilaç ya da tıbbi cihaz firmaları, tüm paydaşlarıyla bir araya gelerek, neden etkili, geniş çaplı sosyal sorumluluk projeleri geliştirmiyor? Bunun üzerinde düşünmek ve çözüm üretmek gerektiğini düşünüyorum.
- Mevcut sosyal sorumluluk projelerinin sürdürülebilir olması da çok önemli. Pek çok projenin kısa süreli olması, devamının gelmemesi, istenilen etkiyi yaratmasının önüne geçiyor.
- Damgalama ile mücadelede, geniş çaplı akademik, toplumsal, kamusal çalışma birliktelikleri gerçekleştirilmeli. Bu çalışmalar, içlerinde önyargıya dair konuşma dili üzerinde çalışmak, hastaların sırf damgalanma yüzünden diğer hastalıklarıyla ilgili sağlık taramalarını aksatmalarının önüne geçilecek girişimler, medyanın bilgilendirilmesi gibi pek çok çalışmayı gerektiriyor.
Son olarak, sizlere, bu konu özelinde bir film önerisinde bulunmak istiyorum. Gerçek bir hikâyeden sinemaya uyarlanan bir film bu: Once Upon a Time the City Of Fools
Franco Basaglia isimli İtalyan bir psikiyatri hekiminin 1960’lı yıllarda şizofreni hastalarının şehirden uzak bir hastanede kafeslerin içine konularak tecrit edilmelerini kesinlikle kabul etmeyerek, bürokratik engellere rağmen hastaların toplumun içine dahil olmaları yönündeki mücadelesinin öyküsü…
Her kronik hasta, toplumun içinde yer alarak, hayatın zenginliklerini doyasıya yaşamayı sonuna dek hak ediyor! Özellikle yurt dışında katıldığım damgalama konusunun ele alındığı toplantılardaki deneyimlerime dayanarak şunu söyleyebilirim:
Bu noktada herkesten önce en büyük görev biz hekimlerde! Gerek kendi çalışmalarımızla gerek topluma verdiğimiz mesajlarla gerekse endüstri ile kuracağımız iş birliklerinde onlara göstereceğimiz, sunacağımız çözüm yolları ile…
