Obezite, halk arasında bilinen ismiyle şişmanlık, bugün dünyadaki en önemli halk sağlığı sorunlarının başında geliyor. Ülkemizde de adeta salgın bir hastalık gibi yayılıyor; obez kişi sayısı her geçen gün artıyor.
Uzun yıllardır obezite üzerinde çalışan, obezitenin tedavisi kadar, önlenmesine dair toplumsal ve kurumsal bilinçlendirme çalışmaları yapmayı da sorumluluğu olarak gören bir akademisyen olarak, klinik deneyimlerimle söyleyebilirim ki; obezite ve obeziteye eşlik eden fiziksel, psikolojik sorunlarına rağmen, pek çok kişi obezitenin bir hastalık olduğunu ve mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini bilmiyor. Oysa ülkemizde kadınların yaklaşık üçte biri, erkeklerin de beşte biri obez kişilerden oluşuyor.
Vücutta fazla miktarda yağ depolanması sonucu ortaya çıkan obezite, aldığımız kalori miktarının, metabolizmamız ve fiziksel aktivitelerimiz ile tükettiğimiz kalori miktarını aştığı durumlarda oluşuyor. Kendisi başlı başına yaşam kalitesini, ruhsal iyilik halini bozan bir hastalıkken, doku ve organlarda yarattığı yağ depolanmasıyla, üzerine kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, solunum hastalıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, infertilite (kısırlık), sertleşme sorunu, safra kesesi hastalıkları, psikiyatrik hastalıklar ve bazı kanserler gibi pek çok hastalığı ekliyor.
Yazımın başında “obezite adeta salgın bir hastalık gibi yayılıyor” dedim. Şimdi de koronavirüs salgınının etkileriyle risk faktörlerine ne yazık ki birini daha eklediğine dikkat çekmek isterim.
Yıllardır obezite tedavisi üzerine çalışan hekimler olarak, bu zorlu hastalığın insan yaşamında ne gibi sorunlara yol açtığı ile pek çok deneyime sahiptik ancak salgınla birlikte gördük ki, yaştan da bağımsız olarak, obezite hastaları bu tip salgın hastalıklardan en fazla etkilenen grubun başında geliyor. Nitekim, özellikle 50 yaşın üzerinde, vücut direnci düşük, tansiyon, kalp, şeker hastalıkları bulunan, immün yetersizliklere bağlı tedavi gören obezite hastaları pandemide büyük sıkıntılar yaşadı ve bir kısmı da hayatlarını kaybetti.
Obezitenin, koronavirüs komplikasyonları için ciddi bir risk faktörü olduğu bugün hem dünyada hem de ülkemizde bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış durumdadır. COVID-19 yoğun bakım servislerinde tedavi gören kişilerin önemli bir kısmı, obezitesi ve buna bağlı hastalıkları olan kişilerden oluşmaktadır.
Öte yandan pandemi, obezite sınırında olan kişiler için de risk oluşturuyor. Salgınla birlikte yaklaşık iki yıldır pek çok insan tam zamanlı olarak evlerinden çalışmaya, sosyal ortamlardan, spor salonlarından uzak kalmaya devam ediyor. Dolayısıyla bu insanlar hem hareketsiz kalıyor hem de sürekli evde olmanın verdiği sıkıntıyla yiyip içtiklerine dikkat etmiyor, normalden daha fazla yiyecek içecek tüketebiliyor. Yine, obezite tedavisi alan bireylerin tedavileri de bu dönemde önemli ölçüde aksadı. Hekimiyle düzenli olarak irtibatta olmaları gereken obezite hastaları, COVID-19’a yakalanabilecekleri endişesiyle acil, akut bir durum olmadıkça hastaneye gitmemeyi tercih etti.
Bütün bu risk faktörlerini göz önüne aldığımızda, amacımız ve önceliğimiz, özellikle de bu dönemde obeziteye yakalanmamak olmalı! Obeziteden korunmak için koronavirüste olduğu gibi bugün bir aşı yok. Kısa ve orta vadede obezite aşısı geliştirileceğine dair bir bilgiye de sahip değiliz. O halde, yüksek kalorili diyetlerden uzak durarak, hareket ve egzersizlerimizi artırarak, obezite hakkında bilgi edinerek ve bütün bunları yaşamımıza süreklilikleri olacak şekilde entegre ederek, güvenli, etkili bir şekilde, üstelik bir bütçe de harcamadan obeziteden korunmayı başarabiliriz.
Obeziteden korunmayı başaramadığımızda, diyet, egzersiz, kısmen ilaç ve sonrasında da en etkili yöntemlerden biri olan obezite ameliyatları gündeme geliyor. Kişinin durumuna göre karar verilen bu yöntemlerin hepsini uygulamak elbette mümkün. Hepsinin kendi içinde obeziteyi çözümlemek için belli oranlarda faydaları oluyor. Ancak, bunların hiçbiri obeziteyi yüzde yüz ortadan kaldırmıyor! Dolayısıyla, en ideal yöntemin obeziteye hiç yakalanmamak olduğunu burada bir kez daha tekrarlamak isterim.
Sonuç olarak, pandemi bize obezitenin ne kadar büyük bir problem olduğunu gösterdi. Obez kalınan her saniye, her saat, her gün, her yıl, vücudumuzda çok daha ağır hastalıkları oluşturuyor. Sonra da koronavirüs gibi virüsler karşısında savunma sistemimizi zayıflatarak, hayati risk ile karşı karşıya kalmamıza sebebiyet veriyor. Obeziteyi küçümsememeli, korunmak ya da tedavi olmak için hangi yöntemin kendimiz için daha etkili olduğunu bir an önce öğrenmeliyiz.
Obeziteden kurtulmanın beraberindeki yandaş hastalıklardan da kurtularak, sağlıklı ve uzun bir yaşam sürebilmek demek olduğunu ise hiç unutmamalıyız.
Hepinize sağlıklı günler dilerim.


