SağlıkŞubat 6, 2022

Sağlık Sektöründe AR-GE’nin Önemi ve COVID-19

COVID-19 tüm dünya insanlarını çok hazırlıksız yakaladı ve öngörülemeyen bir şekilde de etkisi altına aldı. Bugüne dek çok güçlü olduklarını düşündüğümüz, “her soruna çözüm bulur” dediğimiz devletlerin bile insan sağlığını korumak için aslında çok da güçlü olmadıklarını, küçücük bir virüse yenik düşebildiklerini gördük. Hâlböyle olunca, virüsün yarattığı tehlike üzerimizde yalnızlık, savunmasızlık duyguları yaratarak psikolojilerimizi derinden etkilerken, güvenebileceğimiz, kendimizi teslim edebileceğimiz en büyük gücün bilim olduğunu hatırlattı.

Bilim de bizi bir kez daha yanıltmadı. Koronavirüs salgınından korunmamız için ve virüsün ortadan kaldırılmasına yönelik hiç vakit kaybetmeden aşı çalışmaları başlatıldı.

Köklü ve güçlü araştırma geliştirme (AR-GE) altyapıları olan ve özellikle aşı konusunda deneyimli şirketler, birlikte çalıştıkları bilim insanlarının sayısını artırarak, teknolojik kapasitelerine, üretim tesislerine ek yatırımlar yaparak bir yıl gibi kısa bir sürede koronavirüs aşısını hizmete sunabildiler.

Bu dönemde sağlığın önemiyle birlikte AR-GE her zamankinden daha fazla değer görmeye başladı. Sanki koronavirüsle birlikte ortaya çıktı ya da atılıma geçti gibi bir algı oluştu. Oysa, bilinmeyeni öğrenmeye ve faydaya dönüştürmeye yönelik bilimsel-teknolojik faaliyetleri içeren AR-GE’yi önceliklendiren şirketler, koronavirüs salgını gibi olağan üstü bir sağlık tehditi karşısında kısa sürede çözüm üretebildiyseler, bunu uzun bir geçmişe dayanan bilimsel yatırımları ve deneyimleri ile başardılar.

Örneğin, kurucusu oldukları BioNTech (Biopharmaceutical New Technologies) şirketi ve kendileriyle ilgili pandemi öncesinde kimsenin pek bir bilgi sahibi olmadığı Dr. Özlem Türeci ce Dr. Uğur Şahin isimlerini bugün hemen herkes öğrendi ve yaptıkları açıklamaları ilgiyle, umutla takip eder oldu. 2018 yılında Almanya’da kurulan BionNTech, koronavirüs aşısıyla gündeme gelene dek:

  • Çeşitli hastalıkların tedavisi için hastaya özgü yaklaşım ile aktif immünoterapiler (Kanser tedavisinde vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçlar),
  • Kanser immünoterapisi için mRNA tabanlı ilaçlar,
  • Bulaşıcı hastalıklar için aşılar,
  • Nadir hastalıklar için protein tedavileri geliştiriyordu.

Yine şirketin geçmişine baktığımızda:

  • 2018 yılında influenzanın (burun, boğaz, bronşlar ve akciğerleri de etkileyebilen, hafif ya da ağır bir seyir gösterebilen, bulaşıcı viral bir hastalık) önlenmesine yönelik mRNA tabanlı aşı geliştirmek için Pfizer ile,
  • 2019 yılında da HIV ve Tüberküloz aşı çalışmaları için Bill&Melinda Gates Vakfı ile iş birliği yaptığını görüyoruz.
  • COVID-19’un ortaya çıkışıyla birlikte de SARS-COV-2 virüsüne karşı yine Pfizer ve Fosun Pharma şirketleriyle iş birlikleri kurdular.

Yukarıdaki örnekle de açıklamaya çalıştığım gibi araştırma ve geliştirmenin temelinde, mevcut hastalıklar için yenilikçi tedaviler üretmek kadar, olası hastalıkları öngörerek, yapılan çalışmalar, farklı paydaşlarla kurulan iş birlikleri ve teknolojik kapasitenin hep ileriye taşınması da bulunuyor. Bu sayede, koronavirüs gibi bir sorun ortaya çıktığında dünya buna hızla cevap verebiliyor.

AR-GE uzun yıllar gerektiren, zorlu ama bir o kadar da heyecan verici bir süreç. Yıllar süren, meşakkatli çalışmaların sonunda sağlığa kazandırılan bir tedavi onun için verilen tüm emeğe değiyor. Aynı zamanda araştırma geliştirmenin tüm süreçlerinden öğrenilenler de eninde sonunda mutlaka insanlığa katkı sağlıyor.

AR-GE’ye yapılan yatırımlar her zaman kâr’a mı dönüşüyor? Elbette ki hayır. Bazen de yapılan yatırım istenilen sonucu vermiyor ve sağlık şirketinin bu alana yaptığı yatırım boşa gidiyor. Buna rağmen bugün dünyanın önde gelen, geniş vizyona sahip sağlık şirketlerinin her yıl kazançlarının önemli bir kısmını AR-GE’ye yatırdıklarını görüyoruz. Bu yaklaşım, onları rekabette öne çıkarmasının yanında, geleceğin şirketleri olarak konumlandırılmalarını sağlıyor, güvenirliliklerini ve itibarlarını artırıyor.

Sonuç olarak sağlık sektöründe AR-GE, pandemiyle birlikte var olmadı ama öncesinde yeterince AR-GE yatırımı yapmayan, farklı disiplinler arası çalışmalara yeteri kadar önem vermeyen şirketlerin kendilerini değerlendirmelerini sağladı. Sağlık sektörünü çevreleyen ekosistemin etkin ve inovasyona (yenilikçiliğe) elverişli hale getirilmesi için bilimsel çalışmalardaki iş birliklerinin önemini artırdı.

Dünyamızı geleceğin sağlık hizmetlerine entegre etmek için güçlü bilimsel ilkeler etrafında geliştirilen teknolojilerin, etkili tasarım ve geliştirme süreçlerinin önümüzdeki süreçte daha fazla öne çıkacağını hep birlikte ilgiyle izleyeceğimizi düşünüyorum.

Prof. Dr. Halil Coşkun

Share