Sağlık hizmetlerinin teknolojik araçlar ile kurulan iletişimle uzaktan verilmesi anlamına gelen, ABD, Kanada, Avustralya, İngiltere ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerde sıklıkla kullanılan tele-tıp, pandemi öncesi ülkemiz için yeni sayılabilecek bir kavramdı. Sağlık Bakanlığı tarafından 2007 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında altyapı çalışmaları başlatılıp zaman içinde uygulamaya girse de kullanımı yaygın değildi. Kişilerin, tahlillerine ve radyolojik sonuçlarına e nabız üzerinden ulaşmaları ile sınırlı kalıyordu.
Oysa, Yunanca telos (mesafe) kelimesinden gelen tele’nin tıp kelimesi ile birleşimiyle ortaya çıkan tele-tıp, yani uzaktan sağlık hizmeti desteği, çok uzun bir tarihi geçmişe sahip. Bizler tüm dünya insanları olarak bugün koronavirüs ile nasıl mücadele ediyorsak, 1300’lü yıllarda veba salgınıyla, 1800’lü yıllarda da kolera salgınıyla mücadele eden insanlar vardı. Üstelik hiçbir teknolojik imkana sahip değildiler. Buna rağmen, o dönemlerde de pek çok uzaktan haberleşme yönteminin geliştirilerek, hastalara yol gösterildiğini, hasta olmayanların da karantinada kalmaları için çaba sarf edildiğini biliyoruz. İçinde bulunduğumuz pandemi döneminde yaygın olarak kullanmaya başladığımız tele-tıbbın, geçmişin bir uzantısı olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır diye düşünüyorum.
Tele-tıp ve yine dijital aracılığıyla verilen tüm sağlık hizmetlerini ifade etmek için kullanılan tele sağlık kavramları hayatımızda zaten hep vardı. Etkin olarak kullanımı ve geliştirilmesi, dijitalleşmeyi yaşamımızın hemen her alanında etkin kılan COVID-19 pandemisiyle birlikte başladı. Dolayısıyla dünyadaki pek çok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de tele-tıp konusuna adapte olmak, dijital yetkinliklerimiz konusunda sınırlarımızı zorlamak, biz hekimler için de hastalarımız için de artık kaçınılmaz oldu.
Hasta ve hekimin yüz yüze bir araya gelerek kurduğu sıcak, samimi iletişimin yerini, teknolojik araçlarla kurulan iletişim elbette her zaman tutamayabilir. Bizler kültür olarak yakın teması, ilgiyi seven insanlarız. Ayrıca, hekimimizle mahremiyet içeren özel bilgilerimizi arada teknolojinin bulunmasından rahatsızlık duyarak paylaşmamayı tercih edebiliriz. Yine, fiziksel bir hastalık, telefon ya da bilgisayar görüntüsüyle yeterince anlaşılamayabilir. Bir başka örnek daha verecek olursak; hastalarımız içinde teknolojik aletleri kullanmakta zorluk çeken kişiler bulunabilir. Bu gibi konular tele-tıp ile ilgili düşünülmesi, tartışılması, geliştirilmesi gereken konulardır.
Üzerinde tartışılacak böylesi konular bulunmasına rağmen, özellikle tele-radyoloji, tele-dermatoloji, tele-patoloji, tele-konsültasyon, tele-psikiyatri, tele-evde bakım ve tele-cerrahi gibi alanlarda kullanılan tele-tıp uygulamaları:
- Diyabet ya da herhangi bir kronik hastalığa sahip kişilerin tedavi ve takiplerinin aksamaması,
- Yaşı ilerlemiş bireylerin yaşam kalitelerinin artırılması,
- Coğrafi konum farklılıkları nedeniyle hekime ulaşmakta güçlük çeken hastaların düzenli olarak hekimleriyle görüşebilmeleri,
- Sağlık çalışanlarının, hastanelerin iş yükünü azaltması,
- Hem hekim hem de hasta açısından zaman tasarrufu sağlaması,
- Maliyet etkin hizmet gibi avantajlarıyla gelecekte çok daha fazla hayatımızda yer alacak ve hastalarımıza fayda sağlamaya devam edecektir.


