Kuşak, jenerasyon, nesil. Dilimizde farklı kelimelerle ele alınan, aslında tek bir anlama sahip kavramlar… Biz bu yazıda çoğumuzun daha fazla hakim olduğu kuşak (İng.generation) kelimesini kullanalım. Anlamını da kısaca, birbirlerine yakın tarihlerde doğan, aynı sosyal, kültürel, tarihsel, politik vb. süreçleri yaşayan, kişilik özellikleri yaşadıkları çağa göre şekillenen kişilerin oluşturduğu topluluk olarak tanımlayalım.
Kuşak farkı, kuşaklararası çatışma, kuşakların birbirini anlamakta zorluk çekmesi, her bir kuşağın kendisinden önceki ya da sonraki kuşağı beğenmeyerek eleştirmesi… Bu cümleler, hemen hiçbirimize yabancı değildir.
Kuşaklar, doğum tarihlerine göre genel olarak şöyle tanımlanıyor:
- 1927-1945: Sessiz Kuşak
- 1946-1964: Bebek Patlaması Kuşağı
- 1965-1979: X Kuşağı
- 1980-1999: Y Kuşağı
- 2000-2013: Z Kuşağı
- 2013 sonrası doğanlar için de son zamanlarda Alfa Kuşağı tanımı yapılıyor.
Kuşak farklılıkları üzerinde çalışmak gerektiği ile ilgili farkındalık 1970’li yıllarda anlaşılmıştır. O gün bugündür de dünyada, özellikle de ABD’de, akademik bir bakış açısıyla, araştırmalar eşliğinde çalışmalar yapılmaktadır.
Kuşak çalışmaları son derece önemli ve kıymetli. Bizim gibi düşünmeyen, iş yapış biçimlerimizin farklı olduğu kuşakları anlamamız ve yine kendilerine nasıl ulaşacağımızı iyi analiz etmemiz gerekiyor. Bunun ilk adımı da mevcut önyargılarımızı ortadan kaldırarak, bu kuşakların davranışlarına ve yaşamlarına onların mevcut gerçeklikleriyle bakabilmemiz olacaktır diye düşünüyorum.
Birbirleri arasında farklılıklar olsa da Y ve Z kuşakları, sorgulayan, zor beğenen, dijital dünyada son derece yetkin, fikirlerini özgürce ifade etmekten hiç çekinmeyen, çevreye, insana, farklılıklara duyarlı, değişim konusunda cesur, haklarının son derece farkında olan, taleplerini açık bir şekilde dile getiren, talepleri karşılık bulmadığında kolaylıkla iş yerini değiştirebilen kişiler olarak ortak özellikler taşıyorlar. Linkedin’in bir araştırmasında da söylediği gibi, amaçları sadece yeni ve güçlü görevler üstlenmek değil. Mutlaka ve mutlaka iyi bir ücret karşılığında hizmet vermek istiyorlar. Bu özellikleriyle, otoriteye saygılı, çalıştıkları şirkete aidiyet duyguları yüksek, işini hayatının merkezi yapmış, sadakat duygularını ön planda tutan X kuşağından oldukça farklılar.
Deloitte’un da farklı kültürlerden 6 bin genç ile yaptığı çok güzel bir araştırması bulunuyor. Welcome To Generation Z adını verdikleri bu araştırmaya göre gençler:
- İş yerlerinin değerlerinin kendi değerleriyle uyuşmasını istiyorlar.
- Irk, dil, din ve benzeri konularda işyerinde çeşitlilik sağlanması gerektiğini söylüyorlar.
- İşverenin kendisine maddi-manevi iyi olanaklar sağlaması ve iyi davranması talepleri var.
- Anlam peşindeler ve etki yaratan iş yerlerinde çalışmayı tercih ediyorlar.
Sağlık sektörünün önde gelen şirketlerine, geleceğe yönelik strateji süreçleriyle ilgili danışmanlık veren X kuşağı bir hekim olarak, Y ve Z kuşakları ile çeşitli toplantılar gerçekleştiriyorum. Keza görev yaptığım hastanede ve akademik eğitim verdiğim üniversitede de çok sayıda Y ve Z kuşağıyla çalışıyorum. Gözlemlerim ve bu alandaki araştırmalarıma dayanarak, Y ve Z kuşaklarının sağlık sektörüne bakış açıları ve beklentilerine dair yorumlarımı ve öngörülerimi aktarmak istiyorum:
Pek çok sektörde olduğu gibi sağlık sektöründe de Y ve Z kuşakları, daha eşitlikçi, liyakatın ön planda olduğu, takdir edildikleri, otoritenin değil farklı, yaratıcı fikirlerin değer bulduğu, ötekileştirmeyen, ayrımcılık yapmayan çalışma ortamlarını benimsiyorlar ve bunlar konusunda son derece ısrarlılar. Eğer biz bu kuşaklara, bu isteklerine uygun çalışma ortamlarını yaratamazsak, sağlıktaki beyin göçünün de artacağını düşünebiliriz. Nitekim, nitelikli, donanımlı yeni kuşak hekimlerin, yurt dışındaki sınavlara hazırlandıklarını, güçlü ekonomik şartlarda, iş ve özel hayat dengesi kurabildikleri, eşitlikçi bir iş yerinde çalışmak gibi hedeflerle Türkiye’den gitme eğiliminde olduklarını her geçen gün daha fazla gözlemliyorum.
Bu insanları üniversite ortamlarında tutmak ve yetiştirmek ülkemiz için çok kıymetli. Sağlıktaki ağır iş yükünün büyük çoğunluğunu üstlenen hekimler ve yardımcı sağlık personeli, yaptıkları işin karşılığında çok düşük ücret almaktan, yeterince takdir görmemekten, buna rağmen işverenlerinin yüksek beklentilerinden oldukça mutsuz. Öte yandan son on yıl içinde Türkiye’de çok fazla yeni üniversitenin açılmış olmasının eğitimde kaliteyi düşürdüğünden ve sağlık turizminde birçok hastanenin kolaylıkla yer edinebilmesinden de şikayetçiler.
Aldıkları bilimsel yönü sağlam, son derece kaliteli eğitimler sayesinde bugün sağlığın temel ayağını oluşturan X kuşağı hekimler ve sağlık personeli, bir süre sonra yerlerini tamamen Y ve Z kuşaklarına bırakacak. Ülkemizdeki sağlık hizmetleri kalitesinin düşmemesi için sağlık sektöründe yönetici konumundaki herkesin, esnek bakış açıları edinerek ve bu yöndeki insan kaynakları politikalarını değiştirip geliştirerek, yeni kuşakları kazanmaları ve onların bir an önce sistemle entegrasyonlarını sağlamaları kaçınılmaz bir gerçektir.


